Tanısal Yaklaşım

Radyoterapi Görmüş Meme Derisinde Vasküler Proliferasyon: Atypical Vascular Lesion mı, Postradyasyon Angiosarcoma mı?

Yaklaşık 12 dakika

Meme kanseri nedeniyle cerrahi ve radyoterapi uygulanmış bir hastada yıllar sonra gelişen morumsu bir papül, ekimoz benzeri plak veya deri kalınlaşması küçük bir dermatolojik problem gibi görünebilir.

Patolog açısından ise önemli bir spektrumun kapısını açar:

Atypical vascular lesion (AVL)
ile
postradiation angiosarcoma

Aynı radyasyon alanında ortaya çıkan bu iki lezyon, özellikle küçük biyopsilerde birbirine şaşırtıcı derecede benzeyebilir.

Ancak biyolojik davranışları tamamen farklıdır.

AVL çoğunlukla benign seyreden yüzeyel bir postradyasyon vasküler proliferasyondur.

Postradyasyon anjiosarkomu ise infiltratif, rekürrens ve metastaz potansiyeli yüksek malign bir endotelyal neoplazidir.

Güncel WHO yaklaşımını tek cümlede özetlemek gerekirse:

AVL küçük, yüzeyel ve sınırlıdır; postradyasyon anjiosarkomu ise yaygınlaşır, derine iner ve infiltre eder.


“Atypical” adı biraz yanıltıcı

Atypical vascular lesion adını ilk kez gören biri doğal olarak belirgin sitolojik atipi bekleyebilir.

Ancak WHO'nun güncel tanımında tam tersine:

Gerçek sitolojik atipinin bulunmaması AVL'nin temel özelliklerinden biridir.

AVL'de endotelyal hücreler:

  • hafif plump,
  • hobnail görünümlü,
  • bir miktar hiperkromatik

olabilir.

Fakat:

  • belirgin nükleer pleomorfizm,
  • endotelyal multilayering,
  • solid tümör gelişimi,
  • destrüktif infiltrasyon

beklenmez.

Dolayısıyla buradaki “atypical” sözcüğü frank malign sitolojiyi değil, radyasyon sonrası ortaya çıkan alışılmadık vasküler proliferasyonu ifade eder.


AVL gerçekten yalnız derinin lezyonudur

Bu ayrıntı pratikte oldukça önemlidir.

WHO'ya göre AVL:

önceden ışınlanmış deride gelişen bir vasküler proliferasyondur.

En klasik bölge:

  • meme derisi,
  • anterior göğüs duvarı,
  • mastektomi skarı çevresidir.

Başka anatomik bölgelerde de görülebilir, ancak yine daha önce radyoterapi uygulanmış deride ortaya çıkması gerekir.

Bu nedenle meme parankiminde saptanan bir vasküler proliferasyonu yalnız radyoterapi öyküsü nedeniyle AVL olarak adlandırmak doğru değildir.

Postradyasyon anjiosarkomu ise çoğunlukla dermal olmakla birlikte subkutise ve nadiren meme parankimine ilerleyebilir.


Klinik görünüm bazen mikroskoptan önce ipucu verir

AVL tipik olarak:

  • küçük,
  • birkaç milimetrelik,
  • çoğunlukla yaklaşık 5 mm,
  • kahverengi, eritemli veya violase,
  • papüler

bir lezyondur.

Birden fazla olabilir.

Genellikle radyoterapiden yaklaşık 3–6 yıl sonra ortaya çıkar.

Postradyasyon anjiosarkomu ise daha sık:

  • genişleyen mor-ekimotik alan,
  • plak,
  • nodül,
  • diffüz deri kalınlaşması,
  • multifokal deri lezyonları

şeklinde prezente olur.

Ortalama latans yaklaşık 5–6 yıldır, ancak iki grup arasında ciddi zaman örtüşmesi vardır.

Bu nedenle:

Latans yardımcıdır; tanı koydurmaz.

Boyut ve yaygınlık çoğu zaman daha değerlidir.

Klasik serilerde AVL'ler birkaç milimetrelik lezyonlarken postradyasyon anjiosarkomları sıklıkla birkaç santimetrelik geniş deri alanlarını tutmuştur.

Bu fark özellikle küçük punch biyopsilerin yorumunda çok önemlidir.


AVL'nin mikroskobik resmi

Düşük büyütmede AVL genellikle:

  • nispeten iyi sınırlı,
  • bazen kama şeklinde,
  • epidermise paralel uzanan,
  • yüzeyel veya orta dermis merkezli

bir proliferasyondur.

Subkutan yağ dokusu tipik olarak korunur.

Vasküler yapılar:

  • düzensiz,
  • ince duvarlı,
  • dallanan,
  • anastomozan

olabilir.

Bazı kanallar kollajen lifleri arasına girerek hafif disseksiyon gösterebilir.

Bu bulgu önemlidir çünkü:

Kollajen disseksiyonu tek başına anjiosarkom anlamına gelmez.

AVL'de genel mimari hâlâ sınırlı ve yüzeyeldir.


İki temel morfolojik yüz

WHO AVL için resmi bir “subtype” tanımlamıyor.

Ancak pratikte iki morfolojik patern oldukça kullanışlıdır.

Lymphatic pattern

En sık görülen paterndir.

İnce duvarlı, düzensiz ve anastomozan kanallar çoğunlukla boş görünür.

Bazen:

lymphatic valve-like structures

görülebilir.

Endotel:

  • flattened,
  • hobnail,
  • tek katlı

dır.

Bu lezyonlar sıklıkla D2-40 ekspresyonu gösterir.


Vascular pattern

Burada daha çok:

  • küçük kapiller damarlar,
  • eritrosit içeren lümenler,
  • ekstravaze eritrositler,
  • hemosiderin

görülür.

Morfoloji bazen:

  • microvenular haemangioma,
  • hobnail haemangioma

izlenimi verebilir.

Bu patern genellikle D2-40 negatif olup damarların çevresindeki perisitler SMA ile belirginleşebilir.

İki patern aynı lezyonda birlikte bulunabilir.


Postradyasyon anjiosarkomunda ilk değişen şey mimaridir

Postradyasyon anjiosarkomunda temel fark yalnız hücrelerin “daha kötü görünmesi” değildir.

Asıl fark:

büyümenin artık sınırlı olmamasıdır.

Tümör:

  • diffüzleşir,
  • dermisin tamamını tutabilir,
  • subkutise ilerleyebilir,
  • yağ dokusu ve stromayı disseke eder,
  • multifokal olabilir.

Bu nedenle düşük büyütme çoğu zaman yüksek büyütmeden daha değerlidir.


İyi diferansiye anjiosarkom neden tehlikeli?

Çünkü bazen gerçekten çok bland görünür.

İyi diferansiye alanlarda:

  • düzensiz,
  • angüle,
  • ince,
  • anastomozan vasküler kanallar

izlenebilir.

Bazı bölgelerde elek benzeri kompleks bir vasküler ağ gelişir.

Endotelyal hücrelerde:

  • hafif büyüme,
  • veziküler veya hiperkromatik nükleus,
  • küçük belirgin nükleol

olabilir.

Ancak dramatik pleomorfizm şart değildir.

Tam da bu nedenle küçük biyopside AVL ile karışabilir.


Malignite arttıkça morfoloji daha görünür hale gelir

Daha belirgin anjiosarkom alanlarında:

  • intraluminal papiller çıkıntılar,
  • endothelial tufting,
  • multilayering,
  • artmış mitotik aktivite,
  • daha belirgin nükleer atipi

ortaya çıkar.

Kötü diferansiye alanlarda ise:

  • solid epiteloid hücre tabakaları,
  • spindle hücre fasikülleri,
  • belirgin mitoz,
  • blood lakes,
  • hemoraji,
  • nekroz

görülebilir.

Burada artık AVL ayırıcı tanısı çoğu zaman sorun olmaktan çıkar.


Endotelyal multilayering neden bu kadar önemli?

WHO ayrımındaki en kullanışlı morfolojik noktalardan biridir.

AVL

Endotel:

tek katlıdır.

Postradyasyon anjiosarkomu

Endotelyal:

tufting ve multilayering

görülebilir.

Ancak bunun da küçük biyopside örneklenmeyebileceğini unutmamak gerekir.


Gerçek sitolojik atipi varsa denge değişir

AVL'de hafif hiperkromazi olabilir.

Fakat:

  • belirgin pleomorfizm,
  • iri nükleoller,
  • sitolojik malignite,
  • atipik mitoz

beklenmez.

WHO postradyasyon anjiosarkomu için ise:

en az fokal sitolojik atipiyi

essential kriterlerden biri olarak kabul eder.

Bu nedenle sınırda olguda yalnız “damarlar düzensiz” demek yerine endotelin gerçekten malign sitoloji gösterip göstermediğini ayrıca değerlendirmek gerekir.


En pratik karşılaştırma

Özellik Atypical vascular lesion Postradyasyon angiosarkomu
Yerleşim Işınlanmış deri Deri ± subkutis, nadiren meme parankimi
Klinik görünüm Küçük papül Geniş plak, ekimoz benzeri alan, nodül
Tipik boyut Birkaç mm Genellikle daha büyük
Dağılım Tek veya birkaç küçük lezyon Sıklıkla diffüz/multifokal
Derinlik Yüzeyel–orta dermis Dermis + sıklıkla subkutis
Sınır Nispeten sınırlı İnfiltratif
Endotel Tek katlı Tufting/multilayering olabilir
Gerçek sitolojik atipi Yoktur En az fokal vardır
Kollajen disseksiyonu Fokal olabilir Daha yaygın/destrüktif
Solid alan Yoktur Olabilir
Mitoz Belirgin değildir Artabilir
Nekroz Yoktur Olabilir
MYC amplifikasyonu Yoktur Karakteristik
PRAME Genellikle negatif Çoğunlukla pozitif
Klinik davranış Büyük ölçüde benign Agresif malign

ERG ve CD31 ayrımı çözmez

Her iki lezyon da endotelyal proliferasyondur.

Dolayısıyla hem AVL hem de anjiosarkom:

  • ERG
  • CD31

pozitif olabilir.

CD34 de değişkendir.

Bu markerlar:

“Bu lezyon vasküler mi?”

sorusunu yanıtlar.

Ama:

“Benign mi, malign mi?”

sorusunu yanıtlamaz.


D2-40 da benignite göstergesi değildir

Lymphatic-pattern AVL sıklıkla:

D2-40 pozitif

olur.

Ancak anjiosarkomların da bir kısmında lenfatik diferansiyasyon ve D2-40 ekspresyonu görülebilir.

Dolayısıyla:

D2-40 pozitifliği AVL anlamına gelmez.

Bu marker daha çok vasküler proliferasyonun lenfatik fenotipini tanımlar.


MYC: Bu ayırıcı tanının en güçlü yardımcısı

Postradyasyon anjiosarkomunun moleküler biyolojisindeki en karakteristik olay:

MYC amplifikasyonudur.

Güncel WHO'ya göre yüksek düzey MYC amplifikasyonu postradyasyon ve lenfödem ilişkili angiosarkomların büyük çoğunluğunda, %90'ın üzerinde saptanabilir.

AVL'de ise:

MYC amplifikasyonu yoktur.

Aynı şekilde AVL'de belirgin MYC protein overekspresyonu da beklenmez.

Bu nedenle morfolojik olarak sınırda bir olguda MYC gerçekten çok değerlidir.


Ama MYC'yi H&E'nin yerine koyamayız

MYC amplifikasyonu:

anjiosarkom lehine çok güçlü kanıttır.

Ancak WHO bunu:

desirable

kriter olarak değerlendirir, essential kriter olarak değil.

Yani:

  • uygun klinik,
  • infiltratif büyüme,
  • gerçek endotelyal atipi

varsa MYC sonucunun negatif olması morfolojiyi otomatik olarak geçersiz kılmaz.

En güvenli yaklaşım:

MYC morfolojiyi doğrular; morfolojinin yerine geçmez.


PRAME: Yeni ve ilginç yardımcı

Son yıllarda PRAME bu ayırıcı tanıya da girdi.

Güncel çalışmalarda:

  • postradyasyon/sekonder angiosarkomların büyük çoğunluğunda güçlü PRAME ekspresyonu,
  • AVL'lerde ise genellikle PRAME negatifliği

bildirilmiştir.

2025 tarihli bir seride angiosarkomların yaklaşık %90'dan fazlası PRAME pozitifken benign ve atypical vascular lezyonların tamamı negatif bulunmuştur.

WHO da bu genel eğilimi güncel sınıflamaya dahil etmiş durumda.

Ancak:

PRAME henüz MYC kadar yerleşmiş tanısal eksen değildir.

En doğru kullanım şekli destekleyici marker olarak değerlendirmektir.


H3K27me3: Daha geri planda ama ilginç

Postradyasyon anjiosarkomlarının bir kısmında:

H3K27me3 kaybı

görülebilir.

Benign ve atypical vascular proliferasyonlarda endotelyal ekspresyon genellikle korunur.

Bu bilgi biyolojik olarak ilginç olmakla birlikte günlük tanısal algoritmada MYC ve PRAME'in gerisindedir.


Capillary lobule pattern: “Fazla benign” görünen anjiosarkom

Postradyasyon anjiosarkomunun özellikle tehlikeli morfolojik varyasyonlarından biri:

capillary lobule pattern

dir.

Tümör:

  • küçük kapiller damarların,
  • iyi organize,
  • lobüler

kümelerini oluşturabilir.

Düşük büyütmede hemangioma izlenimi verir.

Ancak dikkatli bakıldığında:

  • infiltratif büyüme,
  • çevre stromaya ilerleyen atipik endotelyal hücreler,
  • klasik anjiosarkom alanları

görülebilir.

Bu patern, postradyasyon meme derisinde “çok düzenli görünüyor, benign olmalı” yaklaşımının tehlikesini güzel gösterir.


Radiation dermatitis-like pattern: Tersine çok silik bir anjiosarkom

Bir diğer zor patern çok daha az tümöral görünür.

Radyasyon dermatiti benzeri stromada:

  • hemoraji,
  • birkaç dağınık hiperkromatik hücre,
  • ince worm-like damar kanalları

bulunabilir.

Bu alanlar özellikle küçük deri biyopsilerinde:

yalnız radyasyon değişikliği

olarak yorumlanabilir.

Bu nedenle radyoterapi alanındaki yeni ve progresif deri lezyonunda birkaç alışılmadık endotelyal hücre bile bağlam içinde önem kazanır.


Epithelioid angiosarcoma: Karsinom tuzağı

Postradyasyon angiosarkomlarında epiteloid morfoloji görece sık görülebilir.

Bu alanlarda:

  • iri polygonal hücreler,
  • veziküler nükleuslar,
  • belirgin nükleoller,
  • bol sitoplazma

vardır.

Vasküler lümen oluşumu az olabilir.

Daha da önemlisi bazı olgular:

  • fokal keratin,
  • nadiren EMA

ekspresyonu gösterebilir.

Dolayısıyla radyoterapi görmüş meme derisindeki epiteloid malign tümörde:

“Keratin pozitif = rekürren meme karsinomu”

şeklinde refleks bir yorum güvenli değildir.

ERG ve CD31 burada özellikle değerlidir.


Küçük punch biyopsi bu spektrumun en büyük problemi

AVL ile postradyasyon anjiosarkomu arasındaki en önemli tanısal tuzak bazen biyoloji değil:

örneklemedir.

Postradyasyon anjiosarkomu heterojen olabilir.

Aynı geniş lezyonda:

  • oldukça bland vasküler alanlar,
  • iyi diferansiye infiltratif alanlar,
  • yüksek dereceli solid alanlar

birlikte bulunabilir.

Küçük bir punch biyopsi yalnız bland alanı örnekleyebilir.

Bu nedenle patolog için lezyonun klinik ölçeği çok önemlidir.

Bir tarafta

4 mm'lik tek papül

ve

yüzeyel, sınırlı, tek katlı damar proliferasyonu.

Bu bütünlük AVL'yi destekler.

Diğer tarafta

8 cm'lik büyüyen violase plak

ama punch biyopside yalnız birkaç bland damar.

Bu durumda küçük biyopsinin bütün süreci temsil ettiği varsayılmamalıdır.


En önemli kavram: Klinik–histolojik ölçek uyumu

Bu ayırıcı tanıda belki de en faydalı zihinsel soru şudur:

Mikroskopta gördüğüm lezyon, klinikte tarif edilen lezyonun büyüklüğünü ve davranışını açıklıyor mu?

Küçücük bir AVL morfolojisi:

genişleyen 10 cm'lik hemorajik deri alanını

açıklamakta yetersiz kalıyorsa sorun yalnız terminoloji değildir.

Sorun:

sampling olabilir.


AVL angiosarkoma dönüşür mü?

Bu soru uzun süredir tartışılıyor.

Bazı olgularda:

  • tekrarlayan AVL,
  • yeni AVL odakları,
  • AVL ile eşzamanlı anjiosarkom,
  • önce AVL tanısı ardından aynı bölgede anjiosarkom

bildirilmiştir.

Ayrıca bazı moleküler çalışmalar AVL ve postradyasyon anjiosarkomu arasında ortak bazı değişikliklerin bulunabileceğini göstermiştir.

Ancak WHO'nun güncel yaklaşımı oldukça temkinlidir:

AVL'den anjiosarkoma progresyon son derece nadirdir ve ilişkinin gerçek doğası hâlâ tartışmalıdır.

Olguların büyük çoğunluğu benign seyirlidir.

Dolayısıyla:

AVL'yi “angiosarcoma in situ” olarak düşünmek doğru değildir.

Daha uygun kavram:

postradyasyon vasküler hasar spektrumu içinde, çoğunlukla benign davranan ayrı bir lezyon

şeklindedir.


Postradyasyon anjiosarkomu ile primer meme anjiosarkomu aynı biyoloji değil

Bu ayrım da önemlidir.

Primer meme angiosarkomu:

  • genellikle daha genç hastalarda,
  • meme parankiminde

ortaya çıkar.

Postradyasyon anjiosarkomu:

  • daha ileri yaşta,
  • önceden ışınlanmış deride

gelişir.

Moleküler olarak da postradyasyon anjiosarkomunda:

MYC amplifikasyonu

çok daha karakteristiktir.

WHO ayrıca bazı olgularda:

  • FLT4,
  • CRKL,
  • HRAS,
  • KMT2D,
  • KDR,
  • PLCG1,
  • PTPRB

gibi vasküler sinyal yollarını ilgilendiren değişikliklerin görülebileceğini vurgular.

Bu nedenle postradyasyon anjiosarkomu yalnız “radyasyon sonrası gelişen primer angiosarkom” değil, moleküler olarak da kısmen farklı bir hastalıktır.


Histolojik grade konusunda önemli WHO değişikliği

Eski çalışmalarda angiosarkomlar:

  • grade 1,
  • grade 2,
  • grade 3

şeklinde sınıflandırılmıştır.

Ancak güncel WHO yaklaşımında:

Postradyasyon angiosarkomlarında formal histolojik grading önerilmez.

Morfoloji:

  • iyi diferansiye,
  • orta derecede diferansiye,
  • kötü diferansiye

alanlar gösterebilir.

Ancak bu tümörlerin tamamı klinik olarak:

yüksek dereceli malign vasküler neoplazi

olarak kabul edilir.

Bu özellikle eski literatürdeki “low-grade postradiation angiosarcoma” ifadeleri okunurken akılda tutulmalıdır.


Patolog için pratik zihinsel algoritma

Radyoterapi görmüş meme derisinde vasküler proliferasyon gördüğümüzde sırayla şu sorular oldukça işe yarar:

1. Lezyon gerçekten ışınlanmış deride mi?

AVL için zorunlu klinik bağlam.

2. Klinik olarak birkaç milimetrelik papül mü, yoksa geniş bir deri süreci mi?

Boyut önemli.

3. Proliferasyon yüzeyel ve sınırlı mı?

AVL lehine.

4. Subkutan yağ dokusuna iniyor mu?

Anjiosarkom lehine.

5. Endotel tek katlı mı?

AVL lehine.

6. Gerçek sitolojik atipi var mı?

Anjiosarkom lehine.

7. Multilayering veya tufting var mı?

Anjiosarkom lehine.

8. Solid alan, belirgin mitoz veya nekroz var mı?

Anjiosarkom lehine.

9. MYC ne söylüyor?

MYC amplifikasyonu postradyasyon anjiosarkomunu güçlü biçimde destekler.

10. Hâlâ sınırdaysa klinik boyut ile histolojik örnek birbiriyle uyumlu mu?

Değilse sampling problemini düşün.


Akılda Kalacak Noktalar

AVL'nin adı “atypical” olsa da gerçek sitolojik atipi göstermemesi beklenir.

AVL ışınlanmış deriye sınırlı, küçük ve çoğunlukla yüzeyel bir lezyondur.

Hobnail endotel, hafif hiperkromazi ve hatta sınırlı kollajen disseksiyonu AVL'de görülebilir.

Endotelyal multilayering AVL için beklenen bir bulgu değildir.

Postradyasyon anjiosarkomunda asıl alarm bulgusu infiltratif büyümedir.

Subkutan yağ dokusu ve lobüler stromanın disseksiyonu malignite lehine güçlü ipucudur.

MYC amplifikasyonu postradyasyon anjiosarkomunun en karakteristik moleküler özelliklerinden biridir ve AVL'de bulunmaz.

PRAME, AVL–anjiosarkom ayrımında giderek daha ilginç bir yardımcı marker haline gelmektedir.

Postradyasyon anjiosarkomunda formal histolojik grading güncel WHO tarafından önerilmez.

Büyük klinik lezyondan alınan küçük ve bland punch biyopsi, anjiosarkomu dışlamaz.


Sonuç

Radyoterapi görmüş meme derisindeki vasküler proliferasyonlarda AVL ile postradyasyon anjiosarkomu arasındaki fark yalnız:

“az atipik” ve “çok atipik”

arasındaki fark değildir.

Asıl ayrım:

yüzeyel ve sınırlı bir postradyasyon vasküler proliferasyon

ile

deriyi ve subkutisi infiltre eden gerçek malign endotelyal neoplazi

arasındadır.

Bu nedenle en güvenli yaklaşım:

klinik ölçek + düşük büyütme mimarisi + derinlik + endotelyal sitoloji + MYC

birlikteliğini değerlendirmektir.

Belki de bu spektrumu akılda tutmanın en kolay yolu şu iki cümledir:

Küçük bir postradyasyon papülündeki hobnail endotel, tek başına anjiosarkom değildir.

ve

Büyük bir postradyasyon deri lezyonundaki bland punch biyopsi de tek başına anjiosarkomu dışlamaz.

İki tanı arasındaki gerçek fark çoğu zaman hücrelerin ne kadar “çirkin” göründüğünden çok:

lezyonun nasıl büyüdüğünde

saklıdır.


Kaynaklar

(1) WHO Classification of Tumours Editorial Board.
Atypical vascular lesions.
WHO Classification of Tumours Online.

(2) WHO Classification of Tumours Editorial Board.
Postradiation angiosarcoma.
WHO Classification of Tumours Online.

(3) Brenn T, Fletcher CDM.
Radiation-associated cutaneous atypical vascular lesions and angiosarcoma: clinicopathologic analysis of 42 cases.
Am J Surg Pathol. 2005;29:983-996.
PMID: 16006792

(4) Patton KT, Deyrup AT, Weiss SW.
Atypical vascular lesions after surgery and radiation of the breast: a clinicopathologic study of 32 cases analyzing histologic heterogeneity and association with angiosarcoma.
Am J Surg Pathol. 2008;32:943-950.
PMID: 18551753

(5) Mentzel T, Schildhaus HU, Palmedo G, et al.
Postradiation cutaneous angiosarcoma after treatment of breast carcinoma is characterized by MYC amplification in contrast to atypical vascular lesions after radiotherapy.
Mod Pathol. 2012;25:75-85.
PMID: 21909081
DOI: 10.1038/modpathol.2011.134

(6) Ronen S, Ivan D, Torres-Cabala CA, et al.
Post-radiation vascular lesions of the breast.
J Cutan Pathol. 2019;46:52-58.
PMID: 30251277
DOI: 10.1111/cup.13363

(7) Corradini AG, Asioli S, Morandi L, et al.
Post-radiotherapy vascular lesions of the breast: immunohistochemical and molecular features of 74 cases with long-term follow-up and literature review.
Histopathology. 2020;77:293-302.
PMID: 32043616
DOI: 10.1111/his.14090

(8) Agrawal S, Fritchie KJ, Fernandez AP, et al.
The capillary lobule variant of radiation-associated angiosarcoma in the setting of breast cancer: a diagnostic pitfall.
J Cutan Pathol. 2023;50:140-146.
PMID: 36107728
DOI: 10.1111/cup.14328

(9) Corbin HN, Neyaz A, Jones TE, et al.
PRAME immunohistochemistry distinguishes breast secondary angiosarcoma from benign and atypical vascular lesions of the breast.
Am J Clin Pathol. 2025;164:600-607.
PMID: 40856599
DOI: 10.1093/ajcp/aqaf084

(10) Akbik M, Schultz S, Kanwar R, et al.
Atypical Postradiation Vascular Proliferation: A Rare Dermatologic Sequela of Breast Cancer Therapy.
Clin Breast Cancer. 2026;26:8-13.
PMID: 41831379
DOI: 10.1016/j.clbc.2026.02.003

Etiket: Meme Patolojisi / Dermatopatoloji / Atypical Vascular Lesion / Postradiation Angiosarcoma / MYC / PRAME

Bu yazı bireysel yorum ve eğitim amaçlıdır; tanı veya raporlama amacıyla kullanılamaz.