Güncellemeler

Meme Kanseri Moleküler Patolojisinde Yeni Dönem

Yaklaşık 4 dakika

Patoloji raporları artık yalnızca tanı ve evreleme bilgisi sunmakla sınırlı değildir. Özellikle 2024–2026 dönemindeki gelişmeler, meme kanserinde biyobelirteç değerlendirmesinin ve moleküler testlerin tedavi seçimindeki önemini daha da artırmıştır.

Bu değişim; örnek seçimi, biyobelirteç raporlaması, moleküler test stratejisi ve kalite kontrol süreçlerinin klinik bağlamla birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.

Laboratuvar pratiğinde öne çıkan başlıklar şunlardır:


1. HER2 Ekspresyon Spektrumu: “Low” ve “Ultralow”

HER2 değerlendirmesi uzun süre ağırlıklı olarak “pozitif” ve “negatif” şeklinde ele alınmıştır. Antikor-ilaç konjugatlarının klinik kullanıma girmesiyle birlikte, düşük düzeyli HER2 ekspresyonunun daha ayrıntılı değerlendirilmesi önem kazanmıştır.

  • HER2-low: İmmünohistokimya ile 1+ veya 2+, ancak in situ hibridizasyon ile amplifikasyon saptanmayan olgular.
  • HER2-ultralow: Tümör hücrelerinin %10’undan azında, çok silik ve inkomplet membranöz boyanma bulunan olgular.
  • HER2-null: Tümör hücrelerinde membranöz boyanma izlenmeyen olgular.

Raporlamada standardizasyon

HER2 sonucu raporlanırken yalnızca “negatif” ifadesinin kullanılması, düşük düzeyli ekspresyon bilgisinin kaybolmasına yol açabilir. Bu nedenle İHK skorunun açık biçimde belirtilmesi ve skor 0 olgularda membranöz boyanmanın bulunup bulunmadığının gerektiğinde açıklanması klinik açıdan yararlı olabilir.

Metastatik hastalıkta tedavi seçeneklerinin genişlemesi, düşük düzeyli HER2 ekspresyonunun daha dikkatli ve tekrarlanabilir şekilde değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.


2. Hormon Reseptörlerinde “Low-Positive” Grubu

Östrojen ve progesteron reseptörleri değerlendirilirken yalnızca “pozitif” veya “negatif” sonucu verilmesi yeterli değildir. Raporda mümkün olduğunca:

  • Pozitif tümör hücresi yüzdesi,
  • Boyanma şiddeti,
  • İç ve dış kontrollerin uygunluğu

belirtilmelidir.

Özellikle %1–10 ER ekspresyonu gösteren “low-positive” olgular, biyolojik davranış ve endokrin tedaviden beklenen yarar açısından heterojen bir gruptur. Bu nedenle sonuçların morfolojik bulgular ve klinik verilerle birlikte değerlendirilmesi önemlidir.


3. TNBC ve Metastatik Hastalıkta Biyobelirteç Yönetimi

Triple-negatif meme kanserleri ve metastatik HR-pozitif/HER2-negatif tümörler, farklı tedavi hedefleri içerebilen heterojen hastalık gruplarıdır.

PD-L1 raporlaması

TNBC’de immünoterapi kararı açısından PD-L1 testi önemlidir. Raporda şu bilgiler açıkça belirtilmelidir:

  1. Kullanılan antikor klonu ve platform,
  2. Kullanılan skorlama sistemi,
  3. Elde edilen skor ve yorum eşiği,
  4. İncelenen örneğin türü ve yeterliliği.

Örnek seçimi: Mümkün olduğunda yeterli canlı tümör içeren, preanalitik koşulları uygun ve güncel hastalık durumunu temsil eden örnekler tercih edilmelidir. Dekalsifiye kemik metastazları, kullanılan dekalsifikasyon yöntemine bağlı olarak bazı testler için uygun olmayabilir.

Metastatik HR-pozitif/HER2-negatif hastalıkta başlıca hedefler

  • PIK3CA mutasyonları: PI3K/AKT yolak inhibitörlerine uygunluğun değerlendirilmesi.
  • ESR1 mutasyonları: Edinilmiş endokrin direnç mekanizmalarının ve tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi.
  • BRCA1/2 değişiklikleri: Uygun klinik durumda PARP inhibitörü adaylığının araştırılması.
  • HRD ile ilişkili bulgular: Kullanılan testin kapsamı ve klinik geçerliliği dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

4. NGS İş Akışında Patoloğun Rolü

NGS analizinin klinik değeri, yalnızca panelin genişliğine değil; doğru hastada, doğru örnekte ve uygun kalite ölçütleriyle uygulanmasına bağlıdır.

Patoloğun başlıca katkı alanları şunlardır:

  1. Endikasyonun değerlendirilmesi: Erken evrede prognostik amaçlı testler ile metastatik hastalıkta tedavi hedeflerini araştıran testlerin ayrılması.
  2. Materyal seçimi: Nekroz ve artefaktın düşük, canlı tümör oranının yeterli olduğu örneğin belirlenmesi.
  3. Tümör oranı ve makrodiseksiyon: Düşük varyant allel frekansına bağlı yalancı negatiflik riskini azaltmak amacıyla tümör alanının zenginleştirilmesi.
  4. DNA ve RNA analizinin birlikte değerlendirilmesi: Özellikle füzyonların ve bazı yapısal değişikliklerin araştırılmasında RNA tabanlı yöntemlerden yararlanılması.
  5. Raporlama: Analitik kalite ölçütlerinin, varyant sınıflamasının, test sınırlılıklarının ve klinik anlamlılığın açık biçimde sunulması.

5. NTRK Füzyonları: Nadir Ancak Tedavi Açısından Önemli

NTRK füzyonları meme karsinomlarının genelinde nadirdir. Buna karşılık sekretuar karsinom gibi belirli histolojik tiplerde tanısal ve terapötik önem taşır.

Önerilen yaklaşım

  • Tarama: Uygun klinik ve morfolojik bağlamda pan-TRK İHK kullanılabilir.
  • Doğrulama: Pan-TRK pozitifliği tek başına füzyon varlığını göstermez. Pozitif veya kuşkulu sonuçların tercihen RNA tabanlı NGS, uygun FISH yöntemi ya da doğrulanmış bir moleküler yöntemle desteklenmesi gerekir.

Histolojik alt tipin ve morfolojinin test isteminde yönlendirici olması, düşük prevalanslı değişikliklerde gereksiz test kullanımını azaltabilir.


6. Kalite Güvencesi: Laboratuvar Pratiğinde Dikkat Edilecek Noktalar

Düşük düzeyli biyobelirteç ekspresyonlarının değerlendirilmesi, preanalitik ve analitik değişkenlerden belirgin şekilde etkilenebilir.

Preanalitik koşullar

  • Soğuk iskemi süresi mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır.
  • Doku, uygun sürede %10 nötral tamponlu formalinde fikse edilmelidir.
  • Yetersiz fiksasyon, aşırı fiksasyon ve uygun olmayan dekalsifikasyon yöntemleri raporda dikkate alınmalıdır.

Gözlemciler arası uyum

Silik, fokal veya heterojen HER2 boyanması gösteren olgularda:

  • İkinci patolog değerlendirmesi,
  • Önceki biyopsi veya metastaz örnekleriyle karşılaştırma,
  • Gerektiğinde testin uygun bir blokta tekrarlanması

yararlı olabilir.

Dijital patoloji

Dijital görüntü analizi, özellikle düşük düzeyli HER2 ekspresyonunda gözlemciler arası değişkenliğin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu sistemlerin rutin kullanımı, yöntem doğrulaması ve laboratuvarın kalite güvence programı içinde değerlendirilmelidir.


Sonuç

Meme kanseri patolojisinde biyobelirteç değerlendirmesi, histolojik tanı ve evrelemenin yanında tedavi seçimini etkileyen önemli bir bileşen haline gelmiştir.

Patologların rolü, histolojik tanının ötesinde moleküler bulguları uygun klinik ve morfolojik bağlamda rapora entegre etmeye doğru genişlemektedir. Bu süreçte doğru örnek seçimi, standardize raporlama, test sınırlılıklarının belirtilmesi ve laboratuvar kalite kontrolünün sürdürülmesi temel önem taşımaktadır.

Bu yazı bireysel yorum ve eğitim amaçlıdır; tanı veya raporlama amacıyla kullanılamaz.