İmmün kontrol noktası inhibitörü ilişkili akut böbrek hasarı (ICI-AKI) için yayımlanan ADQI uzlaşı raporunun ana mesajı açık: klinik bulgular etiyolojiyi güvenilir biçimde ayıramıyor ve böbrek biyopsisi tanısal altın standart olmayı sürdürüyor.
Uzlaşı ne getiriyor?
ICI kullanan hastalarda AKI oranı %20’ye ulaşabilse de olguların yalnızca yaklaşık %2-5’i doğrudan ICI-AKI olarak değerlendiriliyor. Biyopsilerde en sık saptanan lezyon akut tübülointerstisyel nefrit (%80-90); ancak glomerüler hastalıkların da giderek daha fazla tanındığı vurgulanıyor. Bu ayrım, immünosupresyon ve onkolojik tedavinin yeniden başlanması gibi yüksek etkili kararları doğrudan değiştirebilir.
Tanıdan sonraki ilk üç gün içinde başlanan glukokortikoid tedavisi daha yüksek renal iyileşme oranıyla ilişkili bulunmuş; ancak doz ve süre için güçlü kanıt henüz yok. Seçilmiş hastalarda ICI yeniden başlanması da tümüyle dışlanmıyor: bildirilen tekrarlayan ICI-AKI oranı %20’nin altında.
CXCL-9 biyopsinin yerini alabilir mi?
Aynı gün yayımlanan prospektif çalışma, idrar CXCL-9 düzeyinin ICI ilişkili akut interstisyel nefriti diğer AKI nedenlerinden ayırmada TNF-α’dan daha başarılı olduğunu gösterdi. Biyopsiyle doğrulanmış birleşik grupta CXCL-9 için AUC 0,83, TNF-α için 0,63’tü. Dış doğrulama bulunması önemli bir güç; buna karşılık örneklem halen sınırlı ve ADQI paneli bu tür biyobelirteçleri rutin kullanım için hazır kabul etmiyor.
Patolog için pratik karşılığı
Belirsiz ICI-AKI olgularında idrar biyobelirteçleri biyopsi öncesi olasılığı şekillendirebilir, fakat interstisyel nefrit ile glomerüler lezyonların ayrılması ve alternatif nedenlerin dışlanması için doku değerlendirmesi kritik kalıyor. CXCL-9 umut verici bir triyaj aracı; bugün için biyopsinin ikamesi değil.