Patoloji Radarı

Boyadan Omik Sınıfa: Altı Yeni Karar Sinyali

Yaklaşık 3 dakika

Günün öne çıkan COG çalışması ayrı yazıda ele alındı; onu farklılaştıran nokta, nadir ama yüksek riskli bir morfolojik bulgunun günlük tanıda kaçırılabildiğini geniş bir hasta grubunda göstermesiydi.

Kalan yayınlar ise tedavi belirleyen immünohistokimyasal skorlamadan yeni tümör spektrumlarına, moleküler sınıflamadan test iş akışına kadar farklı karar noktalarına temas ediyor. Bazıları bugünkü raporlamaya doğrudan uyarı getirirken bazıları henüz doğrulama bekleyen güçlü araştırma sinyalleri sunuyor.

FRα skorlamasında heterojenlik tedavi uygunluğunu değiştirebilir

Jinekolojik kanserlere ait 120 olgunun yeniden incelendiği çalışmada, FOLR1/FRα boyanmasının belirgin heterojenliği nedeniyle olguların yaklaşık %15’inde tedavi uygunluğunu değiştirecek skor farkı oluştu. İlk raporlarda pozitif kabul edilen oran %56 iken yeniden değerlendirmede %43’e düştü. Özellikle %75 ve 2-3+ eşiklerine yakın olgular sorunluydu.

Mirvetuximab seçimini etkileyen bu testte yüzde ve şiddetin ayrı kaydedilmesi, membranöz boyanma kriterinin titizlikle uygulanması ve eşik çevresindeki olguların ikinci gözle incelenmesi yararlı olabilir. Çalışma tek merkezli ve sınırlı büyüklükte olsa da doğrudan klinik karar etkisi nedeniyle güçlü bir kalite kontrol uyarısıdır.

Gonadal CTNNB1 tümörleri ortak bir spektrum oluşturabilir

Testis ve overde ayrı adlarla sınıflanan Sertoli hücreli tümör, mikrokistik stromal tümör, signet-ring stromal tümör ve gonadal solid psödopapiller neoplazmlar; morfoloji, immünfenotip ve DNA metilasyonu bakımından yakın bir grup oluşturdu. Tüm değerlendirilebilir olgularda nükleer β-katenin saptanırken gonadal tümörlerin çoğu SF-1, WT1 ve SOX9 eksprese etti; inhibin ve kalretinin ise sıklıkla negatifti.

Bu sonuç, klasik seks-kord belirteçlerinin negatifliğinin gonadal stromal kökeni dışlamaması gerektiğini düşündürüyor. Gonadal grup ayrıca metilasyon profiliyle pankreatik solid psödopapiller neoplazmdan ayrıldı. Örnek sayısı küçük olduğundan önerilen şemayı şimdilik yerleşik bir sınıflama değişikliği değil, güçlü bir bütünleştirici kavram olarak görmek gerekir.

Kortikotrof PitNET için dört moleküler alt grup

Toplam 270 kortikotrof PitNET’in epigenom, transkriptom ve proteom verileri dört tekrarlanabilir, klinikopatolojik olarak farklı alt grup ortaya çıkardı. Araştırmacılar bu grupların SSTR1, GATA3 ve SSTR5 immünohistokimyasıyla büyük ölçüde ayrılabileceğini ve bütünleşik modelin prognostik bilgi taşıdığını bildiriyor.

Çalışma, moleküler sınıflamayı rutin lam üzerine taşıyabilecek pratik bir köprü öneriyor. Bununla birlikte sınıflandırıcının hasta yönetimindeki yeri ve eşik değerleri prospektif doğrulama tamamlanmadan rutin rapora eklenmemeli.

CYP11B2 boyasında büyüklük oranı postoperatif sonucu öngörebilir

Primer aldosteronizm nedeniyle adrenalektomi yapılan olgularda CYP11B2-pozitif nodüller arasındaki büyüklük oranınca tanımlanan B2R ≥8,1, klasik HISTALDO morfolojisini daha nesnel biçimde ayırdı. İzlemi bulunan hastalarda biyokimyasal kür klasik grupta %95, nonklasik grupta %40’tı.

Çok kesitli CYP11B2 değerlendirmesine nicel bir ölçüt eklenmesi, arka plan mikronodülaritesinin baskın lezyonla karıştırılmasını azaltabilir ve patoloji raporuna prognostik değer katabilir. Seri küçük olduğundan eşik değerinin farklı merkezlerde doğrulanması gerekiyor.

Over kanserinde biyopsiyle tanı alanlar moleküler testten düşüyor

Hollanda’daki 2.221 over kanseri hastasının %79’una tümör-önce DNA testi uygulanmıştı. Ancak rezeksiyon yapılmadan yalnızca biyopsi veya sitolojiyle tanı alanlarda test oranı %58’e inerken rezeksiyon gruplarında %87-95 düzeyindeydi.

Bu boşluk, küçük örnekle tanı konulan hastalar için refleks tümör testi, doku koruma ve germline yönlendirme süreçlerinin tanı anında tetiklenmesi gerektiğini gösteriyor. Aksi halde hem PARP inhibitörü seçimi hem de kalıtsal yatkınlığın ailede araştırılması gecikebilir.

T-ALL’de menin inhibitörü yanıtı için p-MEF2C S222 adayı

Primer T-ALL örnekleri, hücre dizileri ve ksenograftlarda yapılan çalışma, yüksek p-MEF2C S222 düzeyini ziftomenib duyarlılığıyla ilişkilendirdi. CDK1/2 veya ERK1/2 inhibisyonuyla kombinasyon da deneysel modellerde sinerji gösterdi.

Bu bulgu, relaps/refrakter T-ALL için biyobelirteç güdümlü menin inhibitörü çalışmalarına temel oluşturuyor; ancak yalnızca 14 primer örneğe dayanan preklinik bir sonuç. Şimdilik tanısal algoritma değil, klinik araştırmalarda test edilmesi gereken bir fosfoproteomik adaydır.

Kaynaklar

Bu yazı bireysel yorum ve eğitim amaçlıdır; tanı veya raporlama amacıyla kullanılamaz.