28 Ekim literatüründe patoloji pratiğine yansıyabilecek iki tema öne çıkıyor: Alışılmış morfolojinin beklenmeyen bir moleküler biyoloji taşıması ve tedavi sonrasında tümörün başlangıçtaki özelliklerini değiştirmesi.
Yeni yayınlar; endometrioid karsinomda skuamöz komponentin yorumu, müsin üreten lobüler meme karsinomu, nadir bir hepatik tümörün tanısal belirteçleri ve tedaviye dirençli meme kanserinde fenotip değişikliği hakkında dikkat çekici bulgular sunuyor. Üropatolojide lenfovasküler invazyon, moleküler onkolojide ise rezidü hastalık izlemi önemini koruyor.
Endometrioid karsinomda skuamöz alan her zaman masum değil
Endometrioid karsinomlarda skuamöz farklılaşma sık karşılaşılan bir bulgudur. Ancak nadiren skuamöz komponentin kendisi de malign özellikler taşıyabilir.
Yaklaşık 3.700 endometrioid karsinomun tarandığı yeni çalışmada bu özellikte yalnız dokuz tümör bulundu. Bu olgularda derin miyometrial invazyon, belirgin lenfovasküler invazyon ve lenf nodu metastazı gibi olumsuz özellikler dikkat çekti.
Malign skuamöz alanların özellikle invazyon cephesinde ve metastatik odaklarda bulunabilmesi önemlidir. Biyopsi veya küretaj, tümörün bu bölümünü yeterince temsil etmeyebilir.
Pratik mesaj: Olağan skuamöz farklılaşma ile malign skuamöz komponent birbirine karıştırılmamalıdır. Çalışma nadir bir agresif görünümü tanımlıyor; bütün skuamöz farklılaşma alanlarına kötü prognoz anlamı yüklemiyor.
Müsin görülmesi lobüler meme karsinomunu dışlamaz
Ekstrasellüler müsin içeren invaziv meme tümörleri ilk bakışta müsinöz karsinom yönünde değerlendirilebilir. Oysa nadir bir invaziv lobüler karsinom grubunda da belirgin müsin üretimi görülebiliyor.
Yedi hastanın tümörlerinde gerçekleştirilen ekzom analizi, bu lezyonların moleküler özelliklerinin lobüler karsinomla daha yakın olduğunu destekledi. CDH1 değişiklikleri ve hücre adezyonuyla ilişkili diğer genomik bulgular bu yorumda öne çıktı.
Pratik mesaj: Müsin, tümörün sınıflandırılmasında tek başına belirleyici değildir. Hücrelerin kohezivitesi, infiltrasyon biçimi, uygun immünohistokimyasal inceleme ve bütün morfolojik özellikler birlikte değerlendirilmelidir.
Çalışmanın küçük örneklemli olması nedeniyle bu nadir varyantın davranışı hakkında kesin genellemeler yapılmamalıdır.
Kolanjiyoblastik tümörde GATA4 neden önemli?
NIPBL::NACC1 füzyonuyla ilişkili nadir hepatik tümörler, alışılmış kolanjiyokarsinomlardan farklı bir biyoloji gösterebiliyor.
Yeni transkriptomik araştırma, bu tümörlerde GATA4 ile ilişkili bir gen ifade programını ortaya koydu. INHA ekspresyonuyla bağlantı kurulması, daha önce dikkat çeken inhibin pozitifliğinin biyolojik zeminini açıklamaya yardımcı oluyor.
Araştırmadaki kolanjiyoblastik olgular moleküler olarak diğer hepatobiliyer tümörlerden ayrılırken GATA4, incelenen bağımsız doğrulama örneklerinde de destekleyici bir belirteç olarak öne çıktı.
Pratik mesaj: GATA4 ve inhibin bulguları uygun morfolojide tanısal kuşkuyu güçlendirebilir. Ancak nadir bir antitenin kesin sınıflandırmasında NIPBL::NACC1 füzyonunun değerlendirilmesi önemini korur.
Bu veriler, tek başına GATA4 pozitifliğiyle yeni bir tümör tanısı verilmesini desteklemiyor.
HER2 hedefli tedavi sonrasında meme tümörü görünüm değiştirebilir
Meme kanserinde tedavi direnci her zaman yeni bir DNA mutasyonuyla açıklanamayabilir. Bazı tümörler, hücresel farklılaşma programlarını değiştirerek başlangıçtaki tedavi hedefinden uzaklaşabiliyor.
Yeni Cancer Discovery araştırmasında progresyon gösteren olguların bir bölümünde nöroendokrin farklılaşmanın ortaya çıktığı veya belirginleştiği bildirildi. Bu değişiklik özellikle HER2 pozitif hastalıkta dikkat çekti.
Deneysel incelemeler, nöroendokrin fenotipe geçen hücrelerde HER2 ve EpCAM ekspresyonunun baskılanabildiğini; NEUROD1 ve FGFR1 ilişkili süreçlerin rol oynayabileceğini düşündürüyor.
Pratik mesaj: Tedavi öncesi örneğin fenotipi, direnç geliştiren bütün tümör odaklarını temsil etmeyebilir. Klinik olarak gerekli ve örnekleme mümkünse progresyon dokusunun yeniden incelenmesi yararlı olabilir.
Bununla birlikte nöroendokrin farklılaşma gösteren her meme karsinomunda belirli bir hedefli tedavinin etkili olacağı henüz gösterilmiş değildir.
Mesane kanserinde lenfovasküler invazyonun ağırlığı
Radikal sistektomi uygulanan 1.229 hastayı içeren çok merkezli çalışmada lenf nodu tutulumu en güçlü risk ayırıcılarından biriydi.
Özellikle lenf nodu negatif hastalarda lenfovasküler invazyonun varlığı, hastalığa özgü sağkalım bakımından ek olumsuz bilgi taşıdı.
Bu sonuç, pN0 ifadesinin tek başına homojen bir prognostik grup tanımlamadığını hatırlatıyor.
Pratik mesaj: Lenfovasküler invazyonun raporda açık ve güvenilir biçimde değerlendirilmesi önemlidir. Bununla birlikte tek başına lenfovasküler invazyon, adjuvan tedavi kararının yerine geçmez; evre, klinik özellikler ve diğer risk faktörleriyle birlikte yorumlanmalıdır.
Kolorektal metastaz sonrasında ctDNA: İki farklı zaman noktası
Rezektabl kolorektal oligometastazlı hastalarda yapılan prospektif araştırma, tedavi öncesi plazma genomik profilini ve cerrahi sonrası moleküler rezidü hastalık bulgularını birlikte değerlendirdi.
Tedavi öncesinde belirli olumsuz genomik özellikler bulunması ve ameliyat sonrasında ctDNA temelli rezidü hastalık sinyalinin devam etmesi, daha yüksek nüks riskiyle ilişkiliydi. Her iki risk özelliğini birlikte taşıyan hastalar daha olumsuz bir grup oluşturdu.
Pratik mesaj: Başlangıçtaki tümör biyolojisi ile cerrahi sonrasında kalan moleküler hastalık farklı bilgiler sağlayabilir. Ancak bu çalışma, ctDNA sonucuna göre tedaviyi değiştirmenin sağkalımı iyileştirdiğini kanıtlamıyor.
Deride NTRK1 füzyonlu histiyositik lezyon: Nadir ama önemli
Tek olgu bildirimi, primer miyelofibrozisi bulunan bir hastada gelişen, IRF2BP2::NTRK1 füzyonu taşıyan kutanöz non-Langerhans hücreli histiyositik neoplaziyi tanımlıyor.
Lezyonun TRK inhibitörü larotrektinibe belirgin yanıt vermesi, uygun olgularda moleküler sınıflandırmanın yalnızca tanısal değil, tedavi açısından da önem taşıyabileceğini gösteriyor.
Pratik mesaj: Atipik seyirli veya yaygın histiyositik lezyonlarda, klinik ve morfolojik bağlam uygun olduğunda füzyon analizi düşünülebilir. Tek hastalık yanıtı, bütün benzer lezyonlar için standart tedavi kuralı oluşturmaz.
Günün sonucu
Bu yayınlar aynı noktada birleşiyor: Tanı, yalnızca tümörün ilk bakıştaki görünümüne dayanarak tamamlanmamalıdır.
Skuamöz farklılaşma, müsin üretimi veya nöroendokrin özellikler bağlama göre farklı biyolojileri temsil edebilir. Moleküler testler bu ayrımları desteklerken lenfovasküler invazyon gibi klasik histolojik parametreler de klinik değerini koruyor.
Yeni bir belirteci kullanıma almadan önce, çalışmanın olgu sayısını, örnekleme koşullarını ve gerçekten hangi klinik soruyu yanıtladığını değerlendirmek gerekir.
Kaynaklar
- Endometrioid karsinomda malign skuamöz komponent. American Journal of Surgical Pathology, 2026. PMID: 42947510. PubMed
- Ekstrasellüler müsin üreten lobüler meme karsinomunun genomik özellikleri. Modern Pathology, 2026. PMID: 42951252. PubMed
- NIPBL::NACC1 ilişkili hepatik tümörlerin GATA4/INHA özellikleri. Modern Pathology, 2026. PMID: 42951251. PubMed
- Meme kanserinde nöroendokrin farklılaşma ve HER2 tedavisi direnci. Cancer Discovery, 2026. PMID: 42949420. PubMed
- Sistektomi sonrası lenf nodu durumu ve lenfovasküler invazyonun prognostik değeri. European Urology Focus, 2026. PMID: 42951762. PubMed
- Kolorektal oligometastazda plazma genomik profili ve moleküler rezidü hastalık. ESMO Open, 2026. PMID: 42950585. PubMed
- NTRK1 füzyonlu kutanöz histiyositik neoplazide hedefli tedavi yanıtı. Journal of Cutaneous Pathology, 2026. PMID: 42949567. PubMed
Bu yazı güncel yayınların bağımsız, pratik odaklı değerlendirmesidir. Araştırma bulguları yeni bir rutin tanı veya tedavi standardı olarak sunulmamıştır.